Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, Türkiye’nin boğuştuğu şiddetli su krizine çözüm olarak Fırat ve Dicle havzasındaki boşalmış köylere “Asya’daki kardeş potansiyel nüfusun” yerleştirilmesi yönündeki önerisi, kamuoyunda geniş bir tartışma başlattı. Türkiye’nin barajlarındaki doluluk oranlarının kırmızı alarm verdiği bir dönemde ortaya atılan bu fikir, su yönetimi, tarım politikaları ve demografik yapıya ilişkin köklü soruları da beraberinde…
Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, Türkiye’nin boğuştuğu şiddetli su krizine çözüm olarak Fırat ve Dicle havzasındaki boşalmış köylere “Asya’daki kardeş potansiyel nüfusun” yerleştirilmesi yönündeki önerisi, kamuoyunda geniş bir tartışma başlattı. Türkiye’nin barajlarındaki doluluk oranlarının kırmızı alarm verdiği bir dönemde ortaya atılan bu fikir, su yönetimi, tarım politikaları ve demografik yapıya ilişkin köklü soruları da beraberinde getirdi.
Türkiye, son yılların en kurak dönemlerinden birini yaşarken, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) Ağustos 2025 verileri, ülke genelindeki baraj doluluk oranının ortalama %42’ye kadar gerilediğini ortaya koyuyor. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde su rezervlerinin birkaç aylık ihtiyacı karşılayacak seviyede olması, krizin ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Prof. Dr. Ortaylı, Hürriyet gazetesindeki köşe yazısında, “Fırat ve Dicle havzası, Türkiye için hem teknik hem demografik hem de siyasi açıdan hayati önem taşır. Burada boşalan köyler, vakit kaybetmeden Asya’daki kardeş potansiyel nüfusla doldurulmalıd1ır,” ifadelerini kullandı. Ortaylı’nın bu önerisi, özellikle “Uygur bölgesinin çiftçilerinin getirilmesi” şeklinde de dillendirilerek, su ve gıda güvenliğinin demografik bir müdahale ile çözülebileceği imasını taşıyor.
Ortaylı’nın önerisi, bir yandan stratejik bir hamle olarak görülse de, diğer yandan sosyologlar, su yönetimi uzmanları ve siyaset bilimciler tarafından ciddi eleştirilere ve endişelere konu oluyor.
Su Yönetimi Uzmanları: “Sorunun Kaynağına İnmiyor”
Su yönetimi uzmanlarına göre, Fırat ve Dicle havzasına yeni bir nüfus yerleştirmek, Türkiye’nin su krizinin temel nedenlerini göz ardı eden bir yaklaşım. Uzmanlar, asıl sorunun nüfus eksikliği değil, suyun yanlış ve verimsiz kullanılması olduğunu vurguluyor. Türkiye’de toplam suyun %70’inden fazlasının tarımsal sulamada kullanıldığına dikkat çeken bir uzman, “Konya Ovası gibi bölgelerde su yoğun tarım ürünlerinin (mısır, yonca vb.) ekilmeye devam etmesi, yeraltı sularını tüketiyor ve obrukları çoğaltıyor. Sorun, toprağı işleyecek insan bulamamaktan ziyade, hangi ürünün hangi yöntemle ve hangi su kaynağıyla yetiştirileceğini planlayamamaktır” diyor. Bu görüşe göre, bölgeye yeni çiftçiler getirmek, mevcut yanlış tarım politikaları devam ettiği sürece su tüketimini daha da artırmaktan başka bir işe yaramayabilir.
Sosyolojik ve Siyasi Boyut: “Demografik Mühendislik Riskleri”
Öneri, sosyo-politik açıdan da karmaşık bir tablo sunuyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, özellikle Fırat ve Dicle havzası, 1980’ler ve 90’larda yaşanan güvenlik sorunları, ekonomik zorluklar ve büyük altyapı projeleri (GAP kapsamında inşa edilen barajlar nedeniyle köylerin sular altında kalması) gibi nedenlerle yoğun bir göç verdi. Bölgedeki köylerin boşalmasının ardında yatan bu çok katmanlı ve travmatik geçmişi görmezden gelerek, dışarıdan bir nüfusun planlı bir şekilde yerleştirilmesi fikri, “demografik mühendislik” olarak nitelendiriliyor.
Sosyologlar, bu tür bir yerleştirmenin potansiyel entegrasyon sorunlarına, kültürel çatışmalara ve mevcut sosyal dokunun bozulmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bölgede halen yaşayan nüfusun ve bölgeden göç etmek zorunda kalmış ancak geri dönme umudu taşıyan kesimlerin bu projeye nasıl tepki vereceği de önemli bir soru işareti. Ayrıca, bölgenin hassas etnik ve siyasi dengeleri göz önüne alındığında, böyle bir demografik müdahalenin öngörülemeyen siyasi sonuçlar doğurabileceği de ifade ediliyor.
Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Boyutu
“Asya’daki kardeş potansiyel nüfus” ifadesiyle, özellikle Çin’in baskısı altındaki Uygur Türkleri gibi toplulukların kastedildiği yorumları yapılıyor. Bu durum, projenin uluslararası ilişkiler ve insan hakları boyutunu da gündeme getiriyor. Uzmanlar, bu denli hassas bir konumdaki bir nüfusun jeopolitik bir amaç doğrultusunda bir bölgeye yerleştirilmesinin etik ve hukuki açıdan sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
Eleştirileri dile getiren uzmanlar, su krizine çözümün demografik müdahalelerden ziyade, bilimsel ve bütüncül politikalardan geçtiğini belirtiyor. Öne çıkan çözüm önerileri arasında şunlar yer alıyor:
Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın önerisi, Türkiye’nin yüzleştiği su krizinin aciliyetini ve bu krize yönelik radikal çözüm arayışlarını gözler önüne seriyor. Ancak, bu önerinin toplumsal, siyasi ve ekolojik sonuçları etraflıca tartışılmadan atılacak adımların, mevcut krizi çözmek yerine daha derin ve karmaşık sorunlara yol açabileceği konusunda ciddi endişeler hakim.
Peygamberlerin Bile Çaresiz Kaldığı Lanet: Ortadoğu’nun Kırılmayan Çarkı
Çözüm Arayışları ve Devlet Aklı: Tarihsel Bir Perspektif
Ben u Sen (Ben ve Sen) Burcu’nun hikayesi
Bursaspor’un Örünü Olan İnegölspor: Futbol Sahası Değil, Milliyetçilik Alanı
Cihat TOPRAK: Diyarbakır’ın Gerçek “Yerlisi” Kimdir?
Yorum Yap