Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, milyonlarca hissedarlı tapu sahibini yakından ilgilendiren, tarla ve arazi satışlarında “ön alım hakkı” (şufa) ile ilgili tartışmalara son verecek emsal niteliğinde bir karara imza attı. Resmi Gazete’de yayımlanan karar, özellikle “fiili taksim” yapılmış yerlerdeki satışlarda hak iddia edilmesinin önüne geçiyor. Tarla ve arazi satışı yapacak hissedarlar için kritik bir gelişme yaşandı….
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, milyonlarca hissedarlı tapu sahibini yakından ilgilendiren, tarla ve arazi satışlarında “ön alım hakkı” (şufa) ile ilgili tartışmalara son verecek emsal niteliğinde bir karara imza attı. Resmi Gazete’de yayımlanan karar, özellikle “fiili taksim” yapılmış yerlerdeki satışlarda hak iddia edilmesinin önüne geçiyor.
Tarla ve arazi satışı yapacak hissedarlar için kritik bir gelişme yaşandı. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ortak tapulu taşınmazlarda yıllardır süregelen “şufa hakkı” (ön alım hakkı) davalarına dair sınırları netleştirdi. Karara göre, kağıt üzerinde ortak olsa da fiilen bölünmüş arazilerde artık “sonradan itiraz” dönemi zorlaşıyor.
Hukuk dünyasında geniş yankı uyandıran kararın merkezinde “fiili taksim” unsuru yer alıyor. Normal şartlarda, hisseli bir taşınmazda paydaşlardan biri hissesini üçüncü bir kişiye sattığında, diğer paydaşların bu hisseyi öncelikle satın alma hakkı bulunuyor. Ancak Yargıtay, eğer paydaşlar araziyi kendi aralarında önceden bölmüş ve kullanmaya başlamışsa (fiili taksim), bu hakkın kötüye kullanılamayacağına hükmetti.
Yargıtay kararında dikkat çeken en önemli ayrıntı ise “Dürüstlük Kuralı” oldu. Eğer bir taşınmaz satış anından önce paydaşlarca fiilen bölünmüşse ve satış sırasında herhangi bir itiraz gelmemişse, daha sonra açılacak ön alım davaları dürüstlük kuralına aykırı kabul edilecek.
Mahkeme, “Fiilen bölünen yerde herkes kendi payını bildiği ve kullandığı için, satış sonrası hak iddia etmek iyi niyetle bağdaşmaz” mesajını verdi.
Hukukçular, bu kararın ardından taşınmazın fiilen bölünmüş olup olmamasının davanın kaderini belirleyeceğini vurguluyor. Eğer bir itiraz varsa, bunun satış sürecinde veya makul süreler içerisinde dürüstlük kuralı çerçevesinde dile getirilmesi gerekiyor.
Üç cilt bir kader: Anna Karenina ve insanın iç mahkemesi
SÖYLEMDE BİRLİK, UYGULAMADA AYRIŞMA OLMASIN
Maskelerin Ardındaki Cehennem: “Medeniyet” Yalanı ve Yeryüzü Gerçeği
HAÇLI DÜNYASI İSLAM’I YIKMAK İÇİN KİMLERİ KULLANIP DESTEKLİYOR
Tarih Manipülatörlerinin Gölgesinde: Neo-Kadızadelilik ve Türkiye’nin Kaçırma Korkusu
Yorum Yap