Ajans News Haber

Yılmaz Güney’in Kadrajından Karl Marx’ın Yabancılaşma Kuramı

Yılmaz Güney’in Kadrajından Karl Marx’ın Yabancılaşma Kuramı
Enes AMİDİTÜM YAZILARI
359 Okundu Okundu
01 Ekim 2021 - 14:20

Karl Marx Yabancılaşma Kuramı:

Karl Marx’ın yabancılaşma kuramında dört temel unsuz vardır. Ancak biz yalnızca insanın kendi potansiyeline yabancılaşma’sını inceleyeceğiz.

İnsanın kendi potansiyeline yabancılaşması; gittikçe insani özelliklerin azalması anlamına gelmektedir. İnsanlarla ve doğayla girilen ilişkilerden gittikçe kopulmakta ve insanlar gittikçe duyarsızlaşmaktadır. Diğer bir deyişle, insanın potansiyellerine yabancılaşma kendi insani niteliklerini ifade edemeyen yabancılaşmış bir kitlenin parçası haline gelmektedir

Yılmaz Güney’in 1974’te sinemamıza kazandırdığı ‘Arkadaş’ filmi gösterime girdiği günden bugüne dek hala seyirci kitlesini muhafaza eden ve üzerinde değerlendirmeler, eleştiriler alan muhteşem bir filmdir. Filmi bu denli müzmin kılan cazibesi de şüphesiz konusunu hayatın içinden almasından ileri gelmektedir. Zira hayatın kendisi büyük bir çatışmadır ve çatışmanın ortasına doğan her kişi muhakkak irili ufaklı da olsa bir yara alır. Yılmaz Güney de ‘Arkadaş’ filminde hem yaşamın içindeki çatışmayı hem de içsel bir çatışmayı fevkalade bir yetkinlikle ve çok sade bir biçimde gözler önüne sermiştir. Fakat ne var ki çoğu izleyici bu filmi izlerken, filmin ana temasının yoksul-zengin hiyerarşisi olduğunu sanmakla yanılgı içine düşmektedir.

Şayet filmde anlatılmak istenen hiyerarşi değilse o halde nedir? Gelin bunun cevabını filmi analiz ederken hep birlikte vermeye çalışalım.

Kısaca filmi anımsamak gerekirse: Filmde belirleyici rol oynayan dört karakter mevcuttur;
Semra devrimci, Halil proletarya, Âzem (Yılmaz Güney) küçük burjuva, Cemil ise burjuvanın simgesidir. Âzem ile Cemil öğrenci yıllarından iki eski dosttur. Âzem yıllar sonra dostu Cemil’i ziyarete geldiğinde Cemil’i bıraktığı gibi değil de, sürekli iskambil oyunları oynayan, karısı güzel olan kocaların karısını öpüp, karısını da o kocalara öptüren, sınıf atlamış, yozlaşmış, ahlaki olarak çürümüş olarak bulur. O artık kırsal kesimden gelen bir adam değil, insani potansiyeline yabancılaşmış yitik bir bireydir. Âzem arkadaşının bu durumuna hem içerler hem de üzüntü duyar. Film boyunca arkadaşını içinde bulunduğu çürümeden kurtarmaya çalışır fakat bunu asla beceremez. Aslında ereğine ulaşamayacağının sinyallerini Semra ile konuşurken fark edebiliyoruz. Semra ile olan kısa söyleyişlerinden; Semra, Cemil için  “Cemil çürümenin, yozlaşmanın en yoğun biçimini yaşıyor. Bence kurtuluşu mümkün değildir.” ifadeleri Âzem’in ereğine asla ulaşamayacağını önceden haber veriyor. Ama Âzem her insanın kendine ait bir özünün olduğuna ve arkadaşının da özünde bir köylü olduğu kanaatinden vazgeçmeyerek çabalamaya devam ediyor. Cemil’in karısının onu aldattığını hatta daha da ileri giderek kendisine de birlikte olmayı ima edince işler çığrından çıkıyor ve Âzem Cemil’i pezevenk diye itham edip, arkadaşını özüne döndürmek için köyüne götürüyor. Cemil köyün havasından ve karısının ihanetinin tesiriyle romantik bir düşünceyle köye yerleşmeyi bile tasarlar hale geliyor. Cemil eve dönüş yolundayken bir aralık aracı durdurup, uçsuz bucaksız bir bozkırda ilerleyip, gözyaşları içinde “Cemilll” diye üç kez bağırır. Âzem arkadaşının bu haline şahit olduktan sonra “neyi, kimi arıyorsun?” diye sorar. Cemil ise “kendimi!” diyerek filmde anlatılmak isteneni vurgular. Cemil artık ne denli çürüdüğünün, yozlaştığının bilincine varınca eve döner dönmez her şeye sil baştan başlamayı kafasına sokuyor. Fakat Semra karakterinin evvelden söylediği şu sözler: “bir insanı şartlarından soyutlayarak düşünemezsin. Onun şartları yaratmıştır bugün ki Cemili ve ancak şartların değişimiyle Cemil’in değişimi mümkündür.” Cemil’in asla değişemeyeceğini ve değişmesinin mümkün olmayacağını ifade etmiştir. Zira Cemil eve döner dönmez eski hayatına kaldığı yerden devam eder ve hiçbir değişim göstermez. Öteki taraftan Cemil’in ortamına giren Âzem Halil ile tanışır. Halil sınıf atlaması mümkün olmayan, kendi değer yargılarından bihaber, tatil köyünde çalışan bir hizmetçi çocuğudur. Bir yandan zengin kişilere dolup taşan dizginlenemez bir hıncı mevcutken, öteki yandan hınç duyduğu insanlara da özenmekte ve bu haliyle kendiyle çelişmektedir. Bütün hıncını zenginlerin araba lastiklerini patlatmakta alan Halil’i gören Âzem onunla konuşmaya başlar ve bu eyleminin nedenini sorar. Halil neden bu eylemi her defasında neden gerçekleştirdiğini bilememekte fakat her zarar verdiğinde deşarj olduğunu söylemektedir. Hatta Âzem Halil’e saçlarını neden uzattığını sorduğunda bile Halil yine aynı “bilmiyorum.” yanıtını verir. Halil de tıpkı Cemil gibi yozlaşmış, çürümüş ve sonradan içsel hesaplaşmanın içine düşmüştür. Fakat Halil Cemil’e nispeten içsel hesaplaşmasında muzaffer çıkmıştır. Filmin son sahnesinde Halil saçlarını keserken Cemil’in evinden tek el silah sesi gelmektedir.

Filmi bir bütün olarak ele aldığımızda ve karakterlerin temsilcisi oldukları sınıfları göz önünde bulundurduğumuzda; uzlaşımcı küçük burjuvanın, devrimci karşısında yenik düştüğünü çok rahat bir şekilde görebiliyoruz. Toplumda üst olsun alt olsun her kesimden kendine yabancılaşan bireyleri bulmak mümkündür. Bu hastalığa yakalanmış üst tabakanın iyileşmesi mümkün değildir zira onlar hallerinden memnundurlar. Fakat alt tabakadaki insanların kaybedecekleri bir şeyleri olmadığından dolayı tedavi edilebilirler. Yılmaz Güney bu filmde bir yandan küçük burjuvanın mı yoksa devrimcinin mi haklı olduğu sorusunu yarattığı karakterler aracılığıyla bize sunarken, diğer taraftan da devrimcinin duruşunu ve yönelmesi gerektiği yeri de belirliyor. Devrimci düşüncede olan her kişinin ödevinin; üst sınıfla ilgilenmeyi, onlara bir şeyler anlatmaktan ve ispat etmek vazgeçip, çoğul olan alt sınıf bireylerine yönelerek hem onları bilinçlendirmeyi hem de nüfuz elde etmek olduğunu hatırlatıyor.

Enes Tayfur

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

%d blogcu bunu beğendi: